[Toplam Mesaj Sayısı: 31193] - [Toplam Konu Sayısı: 5757] - [Toplam Uye Sayısı: 681]
19 Mart 2010, 02:45:54 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
  İletileri Göster
Sayfa: [1]
1  Güncel / Tanışma / Ynt: Nice Mutlu Yaşlara uCuQ : 06 Temmuz 2009, 15:05:22
Doğum günün kutlu olsun... ;)
2  Yabancı Rock / Yabancı Rock / Metallica Hakkındaki Herşey!!! : 06 Temmuz 2009, 14:52:08
Lars'ın tek başına gittiği ilk konserde sadece 9 yaşında olduğunu...
Grup elemanlarının konserler sırasında kulaklarına pamuk tıkadıklarını...
James'in babasının "Load"'ın kayıtlarının yapıldığı sırada öldüğünü...
"Metalica" albümünün 25 milyondan fazla kopyasının satıldığını...
Lars'a göre gelmiş geçmiş en iyi bateristlerin Deep Purple'den Ian Paice ve Phil Rudd olduğunu...
James'in kurukafa yüzüğünün gerçekte Cliff Burton'a ait olduğunu...
Kirk'un "Sex Pistols" u izleme fırsatı bulduğunu ama annesi izin vermediği için izleyemediğini...
1986'da James'in kayak yaparken bacağını kırdığını ve bu yüzden Cliff ve Lars'ın 15000 seyirci önünde çalamayacaklarını söylediğini...
1990'da bir show sırasında James'in deri ceketini kuruması için kaloriferin üzerine koyduğunu fakat uzun süre beklediği için üzerinde koca bir delik açıldığını ve bir daha giyemediğini...
James'in Faith No More gitaristi Jim Martin ve kardeşi Lou Martin ile Maxwell House Ranch isimli birgrup kurup abuk sabuk iğrenç konular içeren şarkılar yaptığını...
Kirk'un 1982'den beri sevgili olduğu Rebecca ile 1987'de evlendiğini ve By Area'da havuzlu güllerle çevrili kiralık bir evde oturduklarını...
Jason'un tabanca kolleksiyonu olduğunu ve sık sık James ile tavşan avına çıktığını...
Metallica'nın ilk solo gitaristi Dave Mustaine'in "In My Darkest Hour"adlı şarkıyı Cliif'in anısına yaptığını...
"And Justice For All" isminin Norman Jewison'in 1979 tarihli satirik filminden alındığını...
"Sad But True"'nun, stüdyoda Queen'in "Stone Cold Crazy" parçasını kaydederken tesadüfen oluştuğunu...
"Wherever I My Roam"'ın isimini Tom Waits'in şarkı sözlerinden aldığını...
"Nothingelse Matters"'da gruba Michael Kamen yönetiminde 40 kişilik bir orkestranın eşlik ettiğini...
3  Rock Müzik / Müzik Haberleri / Megadeth "Headcrusher" Şarkısını Bedava Paylaşacak : 06 Temmuz 2009, 14:41:00

Megadeth yeni albümünde çıkması beklenen "Headcrusher" adlı şarkıyı yalnızca 24 saat içerisinde bedava paylaşacak.
Paylaşım, 7 Temmuz 11:00 da başlayacak. Şarkı Roadrunner Records'un web sitesinden indirilebilir durumda olacak.

Endgame

01. Dialectic Chaos
02. This Day We Fight!
03. 44 Minutes
04. 1,320
05. Bite The Hand That Feeds
06. Bodies Left Behind
07. Endgame
08. The Hardest Part Of Letting Go... Sealed With A Kiss
09. Headcrusher
10. How the Story Ends
11. Nothing Left To Lose
4  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Siyaset / Komünizm : 02 Temmuz 2009, 13:03:17
Komünizm

Komünizm, komünistlik veya toplumculuk, sosyal örgütlenme üzerine bir kuramsal sistem ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir politik harekettir. Komünizm sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır. 20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak modern komünizm, genellikle Karl Marx'ın ve Friedrich Engels’in kaleme aldığı Komünist Parti Manifestosu ile birlikte anılır. Buna göre özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumun yerine meta üretiminin son bulduğu komünist toplum geçecektir.

Komünizm'in temelinde yatan sebep, sınıfsız, ortak mülkiyete dayalı bir toplumun kurulması isteğidir. Sınıfsız toplumlarda en genel anlamıyla tüm bireylerin eşit olması, karşıt görüşlüleri için "ütopya" olarak atfedilir ve zorla yaşanmaya çalışılırsa kaosa yol açacağına inanılır.

Paris Komünü, gerçek anlamda komünal sistem yaşayabilmiş tek topluluktur. Bunun dışında Mahnovist hareket öncüllüğünde Ukrayna ve İspanya iç savaşı sırasında Anarko-komünist hareketle şekillenen (yaklaşık 4 yıl sürmüştür) toprakların kollektifleştirilmesi esasına dayalı olarak komünal topluluklarda kurulmuştur.

Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını Leninizm (Marksizm-Leninizm)'dir. Marksizm-Leninizm'e göre komünizme giden süreç burjuvazinin ortadan kalkmasını sağlayacak olan proletarya rejimi başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm aşamasına geçilecektir. Marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır.

Leninizm dışında iki komünist akım daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki Marksizm'in temel görüşlerini benimseyen fakat Leninist modelle komünizm hedefine ulaşılamayacağını iddia eden sol komünizm veya konsey komünizmi olarak adlandırılan akımdır. Lenin'in "Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı" adlı eserine cevaben yazılan Herman Gorter'in "Yoldaş Lenin'e Açık Mektup", Gilles Dauvé ve François Martin'in "Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı" isimli kitaplar bu akımın takipçilerinin yarattıkları eserlerdir.

Diğer bir komünist akım ise anarşist komünizm'dir. Anarşizmin bireyci ve kolektivist akımlarından ayrılan anarşist komünizm fikri, komünizme devlet aygıtını ele geçirerek geçilebileceğini reddeder ve bunu savunan Marksizm'i eleştirir. Peter Kropotkin, Nestor Makhno, Errico Malatesta, Carlo Cafiero anarşist komünizm düşüncesinin temellerini atan düşünürlerden ve eylemcilerden bazılarıdır. Anarşist komünizm, anarşizm'den "sınıf" gerçeğine göre hareket etme ve örgütlenme temelinde ayrılır. Savunucuları komünizmin, bilimsel sosyalizm olmadan gerçekleştirilebileceği üzerinde birleşir. Anarşist komünizm, devlet'in kapitalizm için bir kılıf olduğunu ve bu yüzdende sınıfsız bir topluma gidilecek süreçte kullanılmasının sonucunda "diktatörlük", "devlet kapitalizm"i ya da "bir sözde zümrenin, toplum üzerinde iktidarı'na yol açacağını düşünür.

1-İlkel Komünizm

Komünizm fikri Batı düşüncesinde Marx'tan ve Engels’ten çok önce oluşmuştur. Antik Yunan’da zaten komünizm mülkiyet gelmeden önce toplumun tam uyum içinde yaşadığı, insanlığın “altın çağına” dair bir mitolojiyle ilişkilendirilirdi. Kimileri Platon’un Devlet adlı eserinin ve diğer antik kuramcıların bir çeşit komünal yaşam içinde komünizmi savunduğunu belirtir. Pek çok erken Hıristiyan mezhebi (ve Elçilerin İşleri bölümünde de belirtildiği üzere özellikle erken dönem Kilise), Kolomb öncesi Amerika’daki yerli kabileler komünizmi komünal yaşam ve ortak mülkiyet biçiminde uygulamışlardır.

16. yüzyılda İngiliz yazar Thomas More Ütopya adlı incelemesinde, ortak mülkiyet üzerine kurulu bir toplumu tasvirlemiştir. 17. yüzyılda komünist düşünce İngiltere’de tekrar tartışma konusu oldu. Eduard Bernstein 1895’te yazdığı Cromwell ve Komünizm adlı eserinde İngiliz İç Savaşı içindeki grupların, özellikle de Kazıcıların (Diggers) açıkça komünist, tarıma dayalı düşünceleri desteklediğini ve Cromwell’in bu gruplara yaklaşımının olsa olsa değişken, sıklıkla da düşmanca olduğunu iddia eder.

Özel mülkiyet fikrinin eleştirisi 18. yüzyıl boyunca süren Aydınlanma döneminde de, Jean Jacques Rousseau gibi düşünülerle devam etti. Robert Owen gibi “ütopyacı sosyalist” yazarlar da bazen komünist sayılırlar.

Karl Marx insanlığın klasik toplum, feodalizm ve şimdi içinde bulunduğu kapitalizm dönemine yükselmesinde ilkel komünizmi ilk ve asıl çıkış noktası olarak görür. Ardından sosyal evrimdeki sonraki adımın komünizme geri dönüş olacağını gösterir ancak bu insanlığın zaten deneyimlediği ilkel komünizmden çok daha yüksek bir seviyede olacaktır.

Komünizm çağdaş formunda 19. yüzyılın işçi hareketiyle birlikte Avrupa’da yükseldi. Bu sırada Sanayi Devrimi ilerliyordu. Sosyalist eleştirmenler kapitalist iktisadın uygunsuz koşullarda şehirdeki fabrikalarda çalışan işçiler olan proletaryayı ve zengin ile yoksul arasında giderek açılan bir uçurumu ortaya çıkardığını gördüler.Aslında gerçek anlamda komünizm,19. yüzyılın ortalarından itibaren filizlenmiştir.Komünizmin tabiri,Karl Marx ve Fredrih Engels'in ortak yapıtları olan Komünist Manifesto adlı kitapta açıklanmıştır.Burdan yola çıkarsak,aslında komünizmin yaklaşık 1,5 asırlık bir geçmişi vardır.

2-Anarşist Komünizm

Anarşist Komünizm 14. yüzyılda bir red ve bir istekten doğan anarşizmin komünist koludur. Reddedilen otoritedir. Nitekim anarşist kuramcı Proudhon 1851'de "artık ne kilise'de ne de devlet içinde,ne toprakta ne de parada da otorite olmalıdır" diyordu. İstenilen de özgürlüktür.

Anarşist düşünce Marx'ın bilimsel sosyalizmiyle çelişir. Anarşizmin ispanyadaki kurucusu Guiseppe Fanelli ile 1. Enternasyonale katılan Bakunin, "dünyada eşitlik, komünler içinde serbestçe örgütlenmiş ve federasyon haline gelmiş üretim birliklerindeki kolektif mülkiyetin ve emeğin kendiliğinden örgütlenmesiyle gerçekleşmek zorundadır" der. Nitekim, daha Enternasyonal'ın başlangıcında işçiler ikiye bölünmüştü. Biri Marxçı diğeri Proudhoncu olan bu iki akım özellikle cenevre(1866) ve Lozan(1867) kongrelerinde çatıştı. 1. Enternasyonal'den sonraki kongrelerde anarşistler yenik düştü. Anarşistlerin öncülerine göre yapacakları propaganda yeniden gözden geçirilmeliydi. Bu düşünceden hareketle italyan anarşistler,1877 de şiddet kullanmayı önerdiler: "sosyalist ilkelerin eylemlerle ortaya konmasına yönelen ayaklanma, en etkin propaganda aracıdır. Bu araç kitleleri yanıltmadan ve bozmadan en derin toplumsal katmanlara nüfuz edebilir ve enternasyonal'in desteklediği mücadelede insanlığın diri güçlerini yanına çekebilir"(1876 da Cafieronun Malatestaya yazdığı mektup). Bu düşünceden hareket eden italyan anarşistleri, Benevento'da taşra arşivlerini ateşe vermeye ve yoksullara para dağıtmaya giriştiler. yapılan baskılar anarşist düşüncenin yayılmasına, özellikle ispanya ve rusyada engel olamadı. Bu arada Bakunin ve Kropotkin, eksiksiz ve evrensel nitelikte olduğunu düşündükleri bir eğitim sistemi ortaya koyarak Proudhon'un düşüncelerini geliştirdiler.

Anarşist Komünizmin örgütlü pratikleri, kendisini tarihte Ukrayna ve İspanya iç savaşında gösterir.

3-Marksizm

Diğer sosyalistler gibi Marx ve Engels de kapitalizme ve işçinin sömürülmesine son verme yolları aradılar. Fakat erken dönem sosyalistler genellikle uzun süreli bir sosyal reformu önermekte iken, Marx ve Engels devrimin sosyalizme giden tek yol olduğunu söylediler.

Marksizm’de, sınıflı toplumdaki insanın temel özelliği yabancılaşmadır ve komünizm insanlığın özgürlüğünün tam olarak gerçekleştirilmesi demektir. Marx burada Hegel ’i izleyerek özgürlüğü yalnızca kısıtlamaların yokluğu olarak değil, ahlakî bir özü olan hareket olarak alır. Komünizm yalnızca insanlar ne yapmak istiyorlarsa onu yapmalarını sağlamaz, ama aynı zamanda onları öyle koşullar ve diğer insanlarla öyle ilişkiler içine koyar ki, artık sömürme ihtiyacı hissetmezler. Ancak Hegel’e göre bu dünya asla ulaşılamayacak olan idealar dünyası tarafından yönetilirken, Marx’a göre komünizm maddeler dünyasından, özellikle de üretim araçlarının gelişiminden ortaya çıkar.

Marksizm sınıf çatışma ve devrimci mücadele sürecinin proletarya için zaferle sonuçlanacağını ve özel mülkiyetin zamanla ortadan kalkarak üretim araçlarının topluma ait kılınacak bir komünist toplumun kurulacağını ileri sürer. Marx komünist yaşam hakkında az şey yazmış ve yalnızca komünist toplumu oluşturan en temel belirtileri vermiştir. Açıktır ki, bu insanın altından kalkabileceği tasarıların çok az sınırlandığı bir bolluğu gerektirir. Komünist hareket tarafından benimsenmiş bir sloganda komünizm “Herkesten yeteneğine göre alınan, herkese gereksinimine göre verilen” bir dünya olarak açıklanır. Alman İdeolojisi (1845) Marx’ın komünist geleceği detaylıca açıkladığı az sayıdaki yazılarından biridir: Oysa herkesin bir başka işe meydan vermeyen bir faaliyet alanının içine hapsolmadığı, herkesin hoşuna giden faaliyet dalında kendini geliştirebildiği komünist toplumda, toplum genel üretimi düzenler, bu da, benim için, bugün bu işi, yarın başka bir işi yapmak, canımın istediğince, hiçbir zaman avcı, balıkçı ya da eleştirici olmak durumunda kalmadan sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam hayvan yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra eleştiri yapmak olanağını yaratır.

19. yüzyılın son yarısında sosyalizm ve komünizm terimleri genellikle birbirlerinin yerine kullanılmaya başladılar. Ancak Marx ve Engels sosyalizmi toplumun üretim araçlarını ortak olarak kullandığı ama bazı sınıf farklılıklarının hâlâ bakî olduğu bir geçiş aşamasını tanımlamak için kullandılar. Komünizm terimini de tüm sınıf farklarının ortadan kalktığı, insanların uyum içinde yaşadığı ve devlete artık ihtiyaç duyulmadığı nihai bir aşama için kullandılar.

Özellikle daha sonra Lenin tarafından geliştirilen bakış açıları, 20. yüzyılın komünist partilerinin harekete geçirici niteliklerinin temelinin oluşturulmasını sağladı. Sonraki yazarlar Marx’ın bakış açısını biraz değiştirerek, komünizm tam olarak yerleşmeden önce uzun bir sosyalizm sürecinin gerektiğine inanmış ve böyle toplumların geliştirilmesinde devlete merkezî bir rol tanımışlardır.

Marx’ın Mihail Bakunin gibi çağdaşları benzer fikirleri desteklediler ama sınıfsız topluma nasıl ulaşılacağı konunda fikir ayrılığına düştüler. Günümüzde işçi hareketinde Marksistler ve anarşistler arasında bir ayrım vardır. Anarşistler tüm devlet biçimlerine karşıdır ve onu ortadan kaldırmak isterler. Anarşist komünistler sınıfsız topluma derhal geçilmesini ister.

3.1-Komüntern

Modern dünyada geniş ölçekli bir sosyalizm kurma fikri üzerine ilk çaba Rusya’da 1917 Ekim Devrimi’nde gerçekleşti. Bolşevikler ve Lenin’in önderliğinde yapılan devrim, Marksistlerin kendi arasında da komünizm üzerine önemli pratik ve kuramsal tartışmalar başlattı. Marx’ın kuramı devrimlerin yerleşik ve büyük bir işçi sınıfının oluştuğu ileri kapitalist ülkelerde olacağını farz ediyordu. Bununla birlikte muazzam büyüklükteki cahil köylüleriyle ve küçük sanayisiyle Avrupa’nın en fakir ülkesiydi. Bu şartlar altında onların ideolojik vazifelerine göre öncelikle bir işçi sınıfının yaratılması gerekiyordu.

Bu nedenle sosyalist Menşevikler, kapitalizm oluşmadan evvel sosyalist devrim isteyen Lenin’in komünist Bolşeviklerine karşı çıkıyorlardı. Bolşevikler iktidara geldiklerinde Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı’yla olan ilgisinin kesilmesini isteyen halkın ve toprak reformuna isteyen köylülerin desteğini elde eden pragmatik ve siyasî olarak başarılı “barış, ekmek ve toprak” sloganlarının ötesinde bir programdan yoksun kaldılar.

Komünizm ve sosyalizm terimlerinin kullanımları 1917 yılında Bolşevikler isimlerini Komünist Parti olarak değiştirdiklerinde ve sosyalist ilkelere bağlı tek parti rejimi kurduklarında değişti. Devrimci Bolşevikler ılımlı sosyalist hareketlerle olan bağlarını kopardılar ve İkinci Enternasyonal'den çekilerek 1919 yılında Üçüncü Enternasyonal'i ya da Komintern'i kurdular. Bundan böyle Komünizm terimi Komintern şemsiyesi altında toplanan partilerin ideolojilerini belirtmek için kullanılır oldu. Programları sosyalist iktisadın geliştirilmesini olduğu kadar, proletarya diktatörlüğünün kurulmasını sağlayacak olan dünya işçilerinin devrim için birleşmesi çağrısında bulunuyordu. Sonunda devletin yavaş yavaş yok edilmesiyle uyumlu bir sınıfsız toplum oluşturacak programları tuttu. Sovyet komünistleri 1920’lerin başında, eski Rus İmparatorluğu'ndan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni ya da Sovyetler Birliği’ni kurdular.

Lenin’in demokratik merkeziyetçiliğini izleyerek, komünist partiler hiyerarşik bir yapıyla örgütlendiler. Tabanda yalnızca partinin yüksek üyeleri tarafından onaylanmış ve parti disiplinine tamamen uyan seçkin kadrolardan oluşan etkin hücre üyeleriyle örgütleniyorlardı.

1918 ile 1920 arasında, Rusya İç Savaşı’nın ortasında yeni rejime tüm üretim araçlarını devletleştirdi. Ayaklanmalar ve köylülerin rahatsızlığı başlayınca, Lenin Yeni Ekonomi Politik ’i (YEP/NEP) açıkladı. Bununla birlikte Josef Stalin’in liderlik için kişisel mücadelesi YEP’in sonunu hazırladı ve Stalin kendi otoritesini programı iptal etmek için kullandı.

Sovyetler Birliği ve Komünist Partiler tarafından yönetilen diğer ülkeler sosyalist iktisadi esaslar üzerine kurulu Sosyalist devletler olarak tanımlanırlar. Bu kullanım, onların sosyalist programı üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldırmak ve iktisat üzerinde devlet kontrolünü kurmak için benimsediklerini belirtir; bununla birlikte, kendilerini tam anlamıyla komünist olarak tanımlamazlar çünkü ortak mülkiyet henüz yoktur.

3.2-Stalinizm

Sosyalizmin Stalinist versiyonu, bazı önemli değişikliklerle birlikte Sovyetler Birliğini ve dünya çapındaki Komünist Partileri şekillendirdi. Bu görüş büyük bir sanayileşme ve kamulaştırma programıyla komünizmi kurma ihtimali üzerinde duruyordu. Sanayinin hızlı gelişimi ve hepsinin ötesinde Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nı kazanması, bu bakış açısına dünya çapında bir destek sağladı ve hatta Stalin’in ölümünü izleyen on yılda, parti otuz yıl içinde komünizmin kurulmasını vadeden bir program benimsedi.

Bununla birlikte Stalin’in önderliğindeki Sovyet modelin iskeletiyle komünizme ulaşma düşüncesindeki bazı gedikleri kanıtlar gösterdi. Stalin Sovyetler Birliği’nde hayatın yönünü kontrol eden baskıcı bir devlet kurdu. Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği’nin yeni lideri Nikita Kruşçev bu baskının büyüklüğünü kabul etti. Daha sonra bu büyüme azaldı, devlet memurları arasında Sovyet sisteminde gediklere yol açan rantçılık ve bozulma arttı.

Komintern’in faaliyetine rağmen, Sovyet Komünist Partisi Stalinist bir kuram olan “tek ülkede sosyalizm”i benimsedi. Sınıf mücadelesinin sosyalizmde daha zorlaşacağını söyleyen Stalinist görüşe göre eğer gerekliyse tek ülkede sosyalizmi kurmak mümkündü. Marksist enternasyonalizmden bu kopuş, “sürekli devrim” kuramını ortaya atarak dünya devriminin gerekliliğini vurgulayan Leon Troçki tarafından eleştirildi.

3.3-Troçkizm

Troçki ve destekçileri “Sol Muhalefet”i oluşturdular ve platformları Troçkizm olarak anıldı. Fakat Stalin Sovyet rejiminin tam kontrolünü ele geçirmeyi başardı ve onların Stalin’i iktidardan indirme girişimleri 1929 yılında Troçki’nin sürgün edilmesiyle sonuçlandı. Troçki’nin sürgün edilmesinin ardından, dünya komünizmi iki farklı fraksiyona ayrıldı: Stalinizm ve Troçkizm. Troçki daha sonra 1938’de Komintern’e bir meydan okuma olan Dördüncü Enternasyonal ’i kurdu.

Bugün Troçkizm’i izleyen bazılarına göre, bu ideoloji Sovyet bloğundaki Komünist çevrelerde Stalin’in ölümünden sonra bile kabul görmemiş ve Troçki’nin komünizm konusundaki açıklamaları devleti yıkacak koşulları hazırlayacak siyasî bir devrime önderlik etmede başarılı olmamıştır. Bununla birlikte Troçkist fikirler sosyal değişim deneyimleri yaşayan ülkelerde (örneğin Venezuela’nın başbakanı Hugo Chavez’le ilişkisi olan Alan Woods'un Marksist Enternasyonal Komitesi gibi) zaman zaman yankı bulmaktadır. Büyük Britanya, Fransa, İspanya ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde birçok parti politik arenadadır. Kapitalizmin destekçisi olan partilere katkıda bulunan Troçkist grupların, böyle davranılmasını uygun bulmayan diğer Troçkistler tarafından oportünizmle (fırsatçılık) suçlandığını unutmamak gerekir

4-Soğuk Savaş Yılları

Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan galibiyetle çıkmasının ardından Doğu Avrupa’da önemli müttefikler kazanmasıyla birlikte, komünizm hareketi birkaç yeni ülkede daha başladı ve Maoizm gibi birkaç değişik komünizm düşüncesinin yükselmesine de yardımcı oldu.

Sosyalizm birçok yeni ülkenin Sovyetlere eklenmesiyle ve Doğu Avrupa’ya yayılarak güçlendi. Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslavakya, Doğu Almanya, Polonya, Macaristan ve Romanya’da Sovyet Komünizmi örnek alınarak yönetimler kuruldu. Yugoslavya’da da Josip Tito’nun önderliğinde komünist bir yönetim yaratıldı ama Tito’nun bağımsız politikaları, Yugoslavya’nın Komintern’in yerine kurulan Kominform’dan çıkarılmasına yol açtı. Titoizm hareketi de deviasyonist (sapma) olarak adlandırıldı.

1950 itibariyle Çin Marksistleri Tayvan hariç tüm Çin ellerinde tutarak, dünyanın en kalabalık ülkesini yönetiyorlardı. Diğer bölgelerdeki komünist güçler, emperyalist dünya üzerinde huzursuzluk yaratıyor ve emperyalistler Orta Asya’daki ve Afrika’daki huzursuzlukları bastırmak için savaşa başvuruyorlardı. Bunların en acı sonuçlar doğuranlarından birisi Vietnam Savaşı ’dır. Değişik oranlarda başarılar sağlayan Komünistler, bu fakir ülkelerdeki ulusal ve sosyalist güçlerle birlikte Batı emperyalizmine karşı savaş verdiler.

4.1-Maoculuk

1953’te Stalin’in ölümünün ardından, Sovyetler Birliği’nin yeni önderi Nikita Kruşçev Stalin’in suçlarını ve yaptığı kişisel propagandayı ifşa etti. Lenin’in prensiplerine geri dönüş çağrısı yaptı ve böylece Komünist yöntemlerdeki bazı değişiklikleri haber vermiş oldu. Bununla birlikte, Kruşçev’in ıslahatları özellikle 1960’lar ve 70’lerde daha görünür hale gelen Çin ve Sovyetler Birliği arasındaki ideolojik farkları arttırdı. Uluslararası marksist hareketteki Çin-Sovyet bölünmesi açık bir düşmanlığa dönüşürken, Maoist Çin kendisini gelişmemiş dünyanın iki süpergüç olan ABD ve Sovyetler Birliği karşısındaki önderi olarak gösterdi ve Maoculuk dünyada Marksizmin yeni bir dalı olarak kabul edildi.
5  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Din / Hristiyanlık. : 29 Haziran 2009, 00:40:45
Hıristiyanlık ya da Hristiyanlık, Orta Doğu kökenli, tektanrılı, İbrahimi din. İsa'nın adına atfen İsevilik, memleketin, atfen Nasranilik de denir. Hıristiyanlık inancına sahip kişilere Hıristiyan denir. Dünyanın her yerine yayılmış olmakla birlikte yoğun olarak Avrupa'da, Amerika'da, güney Afrika'da ve Avusturalya'da bulunmaktadırlar. 2 milyardan fazla mensubu ile dünyanın en yaygın dinidir.
6  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Din / Budizm. : 29 Haziran 2009, 00:24:13
Budizm, hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklayan ve bunların giderilmesinin yollarını gösteren bir öğretiler topluluğudur. Farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olduğu kabul edilir. Budizm'de öğretilerin ana çatısını, meditasyon gibi içe bakış yöntemleri, reenkarnasyon denilen doğum ölüm döngüsünün tekrarı ve karma denilen neden-sonuç zinciri gibi kavramlar oluşturmaktadır.

Budizm Sanskritçe ve Pali dillerinindeki eski Budist metinlerinde 'uyanmış kişi - farkında olan' anlamına gelen Buddha kelimesinden gelir. Çağımızın Budası da denilen Siddhartha Gautama Budizm'in kurucusu olarak kabul edilir.

Budizm Siddhartha Gautama'nın ölümünden sonra 500 sene boyunca Hindistan Yarımadasında, daha sonra Asya ve dünyanın geri kalanında yayılmaya başladı.
7  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sinema / Twilight ~ Alacakaranlık. : 28 Haziran 2009, 23:50:57


Alacakaranlık (İngilizce: Twilight), Stephenie Meyer'in 2005'de yazdığı aynı adlı romanından uyarlanan 2008 yapımı sinema filmidir. Catherine Hardwicke'in yönettiği filmin başrollerinde Kristen Stewart (Bella Swan) ve Robert Pattinson (Edward Cullen) yer alır. Proje yapım öncesi aşamaya gelmeden önce Summit Entertainment tarafından üç yıl boyunca gelişme aşamasında bırakıldı. Romanın uyarlama senaryosu Melissa Rosenberg WGA grevinden hemen önce Kasım 2007'de tamamlandı. 2008'de kış ve ilkbahar boyunca öncelikli olarak Oregon'da çekilen film, Kuzey Amerika'da 21 Kasım 2008 tarihinde gösterime girdi ve açılış gününde 35.7 milyon dolar hasılat elde etti. Filmin müzikleri de 4 Kasım 2008'de piyasaya çıktı.
8  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sinema / Sizde en çok iz bırakan sinema filmi? : 28 Haziran 2009, 23:48:04
Başlık açık ve net arkadaşlar. İzlediğiniz,unutamadığınız filmler var ise sebepleri ile birlikte kısaca bahsederseniz güzel olur. ;)
9  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sağlık / Canlı bir yüz için : 28 Haziran 2009, 23:27:39
Canlı bir yüz için

Seksi ve çok güzel görünmenin yolları burada...


Yorgun bir ciltle ve yüzünüze uyum sağlayamayan bir makyajla seksi ya da güzel görünmeniz mümkün değil. Cosmopolitan dergisi, yazı etrafa ışık saçan bir ifadeyle karşılamak isteyen kadınlara; cilt bakımı ve makyaj hakkında tüyolar verdi..

Kendinize hızlı bir detoks maskesi uygulayın: Cansız görünümlü cildinizi kendine getirmek için, bir el havlusunu taze sıkılmış portakal suyunun içine batırın. Fazlasını sıktıktan sonra havluyu 5 dakika boyunca yüzünüzde tutun. Dermatolog Howard Murad, C vitamininin cildinizdeki renk farklılıklarını gidererek yüzünüze ışıltı vereceğini belirtiyor. The Body Shop'un Re-Texturizing Peel adındaki, yapılandırıcı peeling jelini deneyebilirsiniz.

Naneli birşeyler koklayın: Wheeling Jesuit Üniversitesi'nden Bryan Raudenbush, nane kokusunun beyni uyandırdığını belirtiyor. İçinde nane veya benzeri canlandırıcı kokular olan bir duş jeli ile yıkanın. Örneğin L'Occitane'ın Grape Crushed Grape Polish üzümlü peeling'ini uygulayabilirsiniz. Ölü hücrelerden kurtulmak için de, banyo lifi kullanabilirsiniz. Lifin verdiği his; sizi canlandırmaya yardımcı olacaktır.

Krem yumuşaklığının keyfine varın: Enerjiniz tükendiğinde, vücudunuzun fonksiyonları daha yavaş ve yetersiz çalışmaya başlar. Hücreleriniz su kaybeder ve cildiniz kurur. İçerisinde besleyici vitamin ve proteinler bulunan bir nemlendirici ise; cildi onarır. Biotherm'in Aquascource, Ultra Moisturizing Cream adlı nemlendirici kremi, cildin su tutma kapasitesini artırıyor.

Gözaltınızdaki morluklardan bir an önce kurtulun: Şişmiş gözlerinizin üzerine koyacağınız salatalık dilimleri veya kafein içerikli bir losyon damarları daraltır ve gözaltındaki sıvı birikimini azaltır. Peter Thomas Roth'un Power K Eye Rescue göz kremini deneyebilirsiniz. Göz çevresindeki sarkan bölgeleri ise; peptid içeren bir krem kullanarak sıkılaştırmanız mümkün. Lancome, Renergie Microlift, R.A.R.E. ve Superior Lifting Eye Cream toparlayıcı göz kremi, derdinize derman olabilir.

Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın: Soğuk su damarlarınızı daraltarak geceden kalma cildinizi lekelerden temizler. Ayrıca gün ortasında ihtiyaç duyduğunuzda bir sprey şişesinden yüzünüze su püskürtebilir veya nemli bir havluyla cildinizi temizleyebilirsiniz. Cildinizdeki sabah kızarıklığını gidermek için yüzünüzü papatya içerikli bir temizleyiciyle silin. Clinique, Pore Minimizer ya da Thermal Active Skin Refiner gözenek sıkılaştıran derin cilt temizleyicilerini deneyebilirsiniz.

Çizgileri silin: Ağzınızın kenarında bulunan parantez görünümlü çizgiler, uyurken yüzünüzü yastığa koyduğunuz için uyandığınızda daha belirgin hale gelir. Bu çizgileri gidermek için bu bölgelere bir kapatıcı uygulayın. Estee Lauder Resilience Lift Extreme Consealer adlı kapatıcıyı deneyebilirsiniz.

Gözleriniz parlasın: Koyuluğu gidermek için, göz çevrenize bej renkli bir far sürün. Ardından, kirpiklerinizi kıvırıp maskara uygulayarak yüzünüzü ortaya çıkarabilirsiniz. Siyah renkli bir maskara tercih etmelisiniz. Kontrast renkler oldukları için göz çevrenize uyguladığınız açık renk, daha belirgin duracaktır.

Bronzlaştırıcı pudrayı abartmayın: Yüzünüz hayalet gibi bembeyaz ise, bronzlaştırıcı pudraya yüklenebilirsiniz. Ancak o turuncu renk cildinizde hem basit durur, hem de pudra cildinizin doğal yağını kurutabilir. Makyöz Charlotte Tilbury, MAC'in Cream Colour Base in Pearl krem formüllü aydınlatıcısını yanaklarınıza, kaşlarınızın altına ve burnunuzun orta kısmından aşağıya doğru sürerek ışıltınızı artırmanızı tavsiye ediyor.

Enerjik renkler seçin: Turuncu, pembe gibi sıcak tonlardaki far ve rujlar enerjik bir ruh haline sahip olmanızı sağlarken; mor, mavi gibi donuk renkler bitkin görünmenize neden olur. Eğer dudaklarınız inceyse gloMinerals ya da Lip Plumper in Sheer Berry dudak parlatıcısı gibi bir parlatıcı uygulayıp, dolgun görünüm yaratabilirsiniz.
10  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sağlık / Klavyeler pislik yuvası! : 28 Haziran 2009, 23:26:23
Klavyeler pislik yuvası!

Bilgisayar klavyelerinde, klozetteki kadar bakteri bulunuyor


İngiliz bilim adamlarının yaptığı araştırmalar, Bilgisayar klavyelerinde bulunan milyonlarca bakterinin kullanıcılarda ishal, kusma ve benzeri pek çok rahatsızlığa yol açabildiğine dikkat çeken bilim adamları, mikrobiyologların sonuçları "Which?" adlı dergide yayımlanan araştırmalarının, klavyelerde bulunan bakterilerin arasında koli basili ve enfeksiyonlara yol açan Staphylococcus aureus bakterilerinin de bulunduğunu gösterdiğini bildirdi.

33 ayrı klavyeyi inceleyen bilim adamları, klavyelerin üzerindeki bakterilerle klozet ve tuvaletlerin kapı kollarında bulunan bakterileri karşılaştırdı. Bilim adamları, araştırmada kullanılan bir klavyenin kesinlikle kullanılmamasını istedi ve bu klavyede, bir klozettekinden 5 kat fazla bakteri bulunduğunu, kirliliğin, kabul edilebilir düzeyin 150 kat üstünde olduğunu belirtti.

Bilim adamları, klavyelerde bakteri üremesinin en önemli sebebinin, kullanıcıların bilgisayar başında yemek yemesi olduğunu kaydetti ve dökülen kırıntıların bakterilerin üremesine yol açtığını ifade etti. Bilim adamları, kullanıcıların kişisel temizliğe dikkat etmemesinin, el yıkamamasının da bakteriyel kirliliğe neden olduğunu bildirdi. Anketler, her 10 kişiden birinin "asla" klavyesini temizlemediğini gösteriyor. Bilim adamları, bakteriyel kirlilik tehlikesinin telefon ahizelerinde de bulunduğu konusunda uyardı.
11  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sağlık / Unutkanlık! : 28 Haziran 2009, 23:25:08
Nörolog Doç. Dr. Serdar Dağ unutkanlık ve bunamaya karşı yapabileceklerimiz konusunda soruları yanıtladı:

* Unutkanlık bunamanın ilk belirtisi mi?İleri yaş grubunda görülen unutkanlıkta; öncelikle ve mutlaka bunama yani demans ihtimalini akla getirmek gerekir. Fakat yaşlılık döneminde depresyon da çok sık görülür. Hangi yaşta olursa olsun depresyon, unutkanlık yapar. Bunamada insanlar yakın geçmişi unuturken geçmiş zamanları en ince ayrıntısına kadar hatırlar. Bu yüzden genç yaşlarda beyin yorgunluğuna bağlı görülen unutkanlık bunama değildir. Genç yaşlarda görülen unutkanlığın altından beyin tümörü, sara gibi önemli hastalıklar çıkabilir. Ayrıca özellikle ileriki yaşlarda vücutta sodyum, B vitamini, tiroit hormonu vb. maddelerin eksikliği de unutkanlığa sebep olabilir.

* Bunama tam olarak nasıl bir hastalık?

Latincede mens zihin anlamındadır. Demans Latincede zihnin yitirilmesi anlamına gelir. Demans kazanılmış ve işlev gören zihnin yitirilmesidir. Entellektüel fonksiyonların kaybıdır. İleri yaş grubunda görülür. İleri yaşta görülmesi nedeni ile uzun yıllar tüm demans türlerinin beyinde oluşan fizyolojik yaşlanmaya bağlı olduğunu savunmuştur. Oysa yapılan araştırmalar günümüz ileri teknolojisi ile beynin incelenmesi, demansın sadece yaşlılığa bağlı bir hastalık olmadığını göstermiştir. Nitekim yakın çevremizde; yaşı sekseni aşmış fakat entelektüel fonksiyonları ve aklı-fikri yerinde, unutmayan, hafızasını koruyan kişilerin varlığı tek başına yaşlanmanın demans nedeni olmadığını destekleyen bir gözlemdir.

ALZHEIMER BUNAMA MI?

* Alzheimer ile bunama aynı hastalık mıdır?

Alzheimer demans türlerinden birisidir. Görülen demansın yarısından fazlasını Alzheimer tipi demans oluşturur. Bundan sonraki sırayı beyni besleyen damarların daralması veya tıkanması sonucu iyi beslenememeye bağlı olarak gelişen 'vasküler damarsal bunama demans' alır. Klinik gözlemlerime göre bu demans türü de sanıldığından fazladır. Bunun yanında vitamin eksikliğinde beyni tutan enfeksiyon sonrasında bazı hastalıklarda da demans belirtileri görülür.

* Alzheimer son yıllarda gerçekten arttı mı?
Günümüzde tedavinin ve yaşam şartlarının gelişmesi ile insanlar uzun yaşamaya başlamıştır. Bundan dolayı bunama da sık görülen bir hastalık haline gelmiştir. Demansın bir türü olan Alzheimer, tüm demansların yüzde 50'sinden fazlasını oluşturur. Demek ki bunama bulguları ile başvuran hastanın Alzheimer olma olasılığı da yüzde 50'den fazladır.

* Alzheimer önlenebilir mi?

Bu hastalık bunamanın büyük bir kısmını oluşturan, tedaviye genelde yanıt vermeyen, sadece belirtileri kontrol altına alınmaya çalışılan bir hastalıktır. Bu hastalıkta, bazı maddelerin eksikliği ve birikmesi sonucu beyinde kalıcı hasarların oluştuğu bilinmektedir. Maalesef erken teşhis yoktur. Bu hastalığın belirtileri ortaya çıktığında hastalık başlamış olur. Bu yüzden Alzheimer hastalığının ilerlemesi durdurulamaz fakat seyri yavaşlatılabilir. Bunun aksine diğer bunama türlerinin tedavisi bu hastalığa göre çok daha başarılıdır.

BEYİN BOZULABİLİR

* Vasküler tip demans nedir?

Klinik tecrübeme göre bu tür demans türü de Alzheimer türü demansa yakın miktardadır. Yaş ilerledikçe beyine giden damarlar yıpranır ve beyin hücre fonksiyonları geriler. Bu fizyolojik bir olaydır. Yaşı ilerleyen her kişi bunamaz. Genetik yakınlığı olanlarda çevrenin, beslenmenin vs. etkisi ile beyin beslenmesi bozulur. Beyin hücrelerinde ölümler oluşur. Geçirilen felçler, beyin kanamaları, küçük damarların tıkanmalarına bağlı vs. gibi durumlara bu olgu sebeptir. Bu vasküler demansta beyinde oluşan hasar, bölgesine bağlı olarak hasta bedeninde işlev bozukluğu olur. Örneğin uzun süre tansiyonu yüksek giden kişilerde beyinde birçok alanda hasar oluşur. Demansın yanında konuşma denge bozukluğu, herhangi bir tarafta güç kaybı vs. gibi belirtiler oluşur. Beyindeki hasarın derecesine bağlı olarak saydığımız belirtiler bu demans türünde görülse de; genellikle içe kapanma, ağlama, unutma ve entelektüel fonksiyonların kaybı hakimdir. Vasküler demans Alzheimer tipi demanstan daha iyi huyludur. Demans bulgularına sebep olan etkenlerin tedavisi olduğu taktirde, beyinde kalıcı hasar oluşmamışsa, bulgularda duraklama ve hatta iyiye doğru gitme görülür.

* Bunamanın oluşmasında genetiğin etkisi var mı?

Hastalıkların oluşmasında, sağlam bir insanda yaşam kalitesinin ve kişilik özelliklerinin belirlenmesinde genetik yapının ve çevrenin etkisi tıbben ispatlanmıştır. Demanstan şüphelenilen hastada anne, baba ve yakın akrabalar sorgulanmalıdır. Tam tersi, yakınlarında demans olanlar daha dikkatli olmalıdır.

* Ailesinde bunama olanlar bu hastalıktan korunmak için neler yapmalı?

Özellikle anne-babasında bunama olan kişi ileriki yaşlarda bu hastalığa adaydır. Bu yüzden hazırlıklı olmak gerekir. Korunmak için iyi beslenme, düzenli spor, çalışarak beyini zinde tutmak, stresten uzak yaşam stili benimsenmelidir. Unutkanlık bunamanın ilk belirtisidir. Orta ve ileri yaşta unutkanlık görülürse mutlaka bir hekime başvurmak ve beyin fonksiyonlarını kontrol ettirmek gerekir.
12  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sağlık / İşte erkeğin kadından farkı! : 28 Haziran 2009, 23:23:27
"Erkekler niye böyle" diye düşünmeye gerek yok! Kadınlar ve erkekler arasında 45 temel fark olduğunu biliyor muydunuz?


Ergenlik sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yağ bezlerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla da sivilceye neden olur.

Vücut kokusu: Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.

Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.

Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdırlar.

Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80'dir.

Yüzme yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.

Yaş dönümü: Kadınlar menopoz döneminde ateş basması, uykusuzluk, şişmanlama, gece terlemeleri ve vajina kuruluğu gibi belirtiler yaşarlar. Erkekler andropoz denen yaş döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yaşamazlar.

Vücut ısısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.

Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70'i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.

Cinsel organlar: Ana cinsel organlar erkekte vücudun dışında bulunur ve kolayca yaralanabilir. Kadında vücudun içine gizlenmiş olup korunmadadır.

İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri daha esnektir.

Ses telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.

Vücudun ağırlık noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha aşağıdadır.

Duyu organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.

Enerji harcaması: Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına ortalama 39,5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori, kadınınki 2000 kaloridir.

Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27'sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15'tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3,5 kg daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.

Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.

Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.

Kromozomlar: Erkek ve dişilerde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardır ki; bu erkekte XY, kadında XX olarak bulunur.

Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.

Deri: Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadınların 1,6 metrekare derileri vardır. Kadını derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.

Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.

Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar; çünkü metabolizmaları daha hızlıdır.

Antikorlar: Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.

Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.

Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha ağırdır. Buna karşılık kadınlarda iki yarım küre arasındaki iletişim daha iyidir.

Dölleyebilme yeteneği: Erkekler ileri yaşa kadar, kadınlar ise menopoza (yaklaşık 50 yaş civarı) kadar dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahiptir. Erkeklerde sıcaklığın artışıyla dölleyebilme yeteneği azalır. Kadınların döllenmeye müsait oldukları en uygun olan oda sıcaklığı 17 derecedir.

Safrakesesi taşı: Kadınların yüzde 20'sinde, erkeklerin yüzde 8'inde safrakesesi taşı oluşur.

Kalp atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80'dir.

Gelişme: Buluğ çağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10'a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşında bu gelişme durur.

Sıcaklık duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soğuğa daha dayanıklıdırlar.

Yaşlanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90'ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70'ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadınınkine eşdeğerdir. Buna karşılık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanıp kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.

Kaslar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas gücüne sahiptir. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.

Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.

Yaşam süresi: Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yıl, kadınların 78 yıldır.

Bacaklar: Erkeklerin bacakları daha uzun ve kaslıdır. Bu yüzden kadınlardan daha hızlı koşar, daha uzağa zıplarlar.

Vücut ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73,5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98,5cm , beli 80,4cm'dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61,2 kg'dir. Göğüs çevresi 90,1; kalça genişliği 96,5 cm; beli 74,3 cm'dir.

Adem elması: Gırtlaktaki adem elması adlı çıkıntı sadece erkeklere hastır.

Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup 12 bin litredir.

Cinsel organda tüylenme: Genital tüylenme, erkeklerde göbeğe kadar çıkarken kadınlarda göbeğin altında yatay bir çizgide biter.
13  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sağlık / Dövme vücuda zararlı mı? : 28 Haziran 2009, 23:21:45
Güzelleşmek uğruna sağlığınızdan olmayın..

Yaz aylarında yapımı artan vücut dövmesinde, AIDS ve bulaşıcı hastalık risklerine karşı steril ortamların ve sağlık müdürlüklerinden onaylı yerlerin tercih edilmesi gerektiği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaz mevsiminin başlamasıyla özellikle turistik bölgelerde dövme yaptıranların sayısında önemli oranda artış yaşandığını belirtti.

Sağlıksız koşullarda yapılan dövmeler nedeniyle görülen hastalıklarda da buna bağlı olarak artış yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Memişoğlu, şöyle devam etti:

''Dövme yapımı yarı tıbbi bir uygulama. Bu nedenle Sağlık müdürlüklerinin onayı olmayan yerde yaptırmamalı. Ayrıca, işlem sırasında kullanılan iğneler her kişi için değiştirilmeli. Dövme yaptıran kişi iğnenin değiştirildiğini muhakkak kontrol etmeli. Çünkü steril olmayan iğnelerle yapılan dövmeler hepatit A, B, C, AIDS ile bazı enfeksiyon hastalıklarına yol açabilir. Ayrıca, deri alerjisine yol açabilecek kimyasal boyaların da kesinlikle kullanılmamasına dikkat edilmeli.''

-GÜNEŞTEN UZAK TUTULMALI-

Prof. Dr. Memişoğlu, işlemin iğne ile yapıldığı için dövmenin bulunduğu bölgede başlangıçta yara oluştuğunun altını çizerek, o bölgenin özellikle ilk 2-3 hafta içerisinde çok iyi muhafaza edilmesi gerektiğine dikkati çekti.

Aksi takdirde derinin sertleşmesi ve kabarması gibi sorunlarla karşılaşılabileceğini belirten Prof. Dr. Memişoğlu, ''En az 15-20 gün dövme yapılan bölge güneşten uzak tutulmalı'' dedi.

-DÖVMENİN ÇIKARTILMASI-

Prof. Dr. Memişoğlu, dövmelerin kalıcı ve geçici olarak yapılabildiğini belirterek, bazı durumlarda kalıcı dövmelerin çıkartılması talebiyle karşılaştıklarını anlattı.

Dövmelerin, ancak lazer tedavisi ve cerrahi müdahalelerle çıkarılabildiğini bildiren Prof. Dr. Memişoğlu, şöyle konuştu:

''Ancak her dövme çıkartılır diye bir şey yok. Dövmelerin sadece bazıları iz bırakmadan çıkartılabiliyor. Ayrıca, dövme yaptırırken koyu renk tercih edilirse çıkartılması daha kolay olur. Çünkü koyu renklerde lazer tedavisi daha etkin sonuç veriyor.''

-50 İLE 12 BİN TL ARASINDA DEĞİŞİYOR-

Adana'da faaliyet gösteren bir dövme stüdyosu sahibi Kamil Baril de yaz aylarıyla birlikte dövme yaptıranların sayısında önemli artış yaşandığını belirtirken, yapılan dövmelerin ise boyutlarına göre fiyatlarının da değiştiğini söyledi.

Kadınların daha çok melek ve yıldız, erkeklerin ise güç ve yırtıcılığı simgeleyen figürleri tercih ettiğini belirten Baril, vücuda yapılan küçük bir kelebeğin 50 TL olduğunu, vücudun tamamını kaplayan dövmenin fiyatının ise 12 bin TL'ye kadar çıktığını kaydetti.

Hayvan figürlerinin yanı sıra sevgili isimleri veya baş harflerinin de sıkça tercih edildiğini kaydeden Baril, en çok dövme yaptıranların ise gençler olduğunu sözlerine ekledi.
14  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sağlık / Doğru Bildiğimiz Yanlışlar! : 28 Haziran 2009, 23:20:26
En Çok Söylenen Diyet Yalanları

1-Sabah aç karına içilen limon suyu yağları yakar/Yanlış
Bu da en çok söylenen diyet yalanlarından. Oysa ne limon, ne maydanoz, ne de ceviz suyunun kilo
verdirici bir etkisi yoktur. Bunlar sadece günlük sıvı alımına katkıda bulunurlar o kadar.

2- Zeytinyağı kilo aldırmaz/Yanlış
Tereyağı, bitkisel yağ, zeytinyağı… Bütün yağların kalorisi aynıdır. Hepsinin 1 gramı 9 kalori
içerir. Ancak bileşim olarak diyetlerde zeytinyağı daha çok önerilir. Özellikle kalp sağlığını
korumada rolü büyüktür.

3- Diyet sırasında karbonhidratlarla proteinler asla karıştırılmamalıdır/ Yanlış
Bu sistem kısa vadede bir çözüm gibi görünebilir ancak uzun süre uygulanması imkansızdır, çünkü
birçok besin bileşiminde hem karbonhidrat, hem de proteini barındırır. Örnek: Süt, yoğurt, meyve,
ekmek, patates, pilav, makarna…

4- Patates şişmanlatır/Yanlış
Hiçbir besin tek başına kilo aldırmaz, hiçbir besin de kilo verdirmez. Önemli olan besinlerin ne
kadar alındığı ve tüketilirken, sos vs.. gibi katkı maddeleriyle ne kadar lezzetlendirildiğidir.
Büyük boy bir haşlanmış patates, ortalama 100 kalori içerir ama aynı patates kızartılırsa, kalori
miktarı 600 kcal’i bulur. Bu da, asıl şişmanlatanın patates değil, yağ olduğu gerçeğini doğrular.

5- Ispanak demir yönünden çok zengin olduğundan diyet sırasında sık sık tüketilmelidir/ Yanlış Bu mit çürüyeli çok oluyor ama hala halk arasında ıspanak mucize sebze olarak biliniyor. Oysa
ıspanak da, diğer tüm yeşil yapraklı sebzeler gibi demirden fakirdir. Ancak, posa, folik asit ve
potasyum açısından çok zengindir. Diyet sırasında bol bol tüketilmesinde bir sakınca yoktur ama
yağsız ve az haşlanmış olmak şartıyla.

6- Kepek ekmeği zayıflatır/Yanlış
Aslında kepek ekmeğiyle normal ekmeğin kalorisi neredeyse aynıdır. Ancak kepek ekmeği
saflaştırılmadığı için içinde lif oranı çok yüksektir. Bu nedenle bağırsak hareketlerini hızlandırır
ve mideyi daha geç terk ettiğinden tokluk hissi daha uzun sürer. Ayrıca normal ekmeğe göre vitamin
B1 yönünden daha zengindir
15  Genel Kültür & Kültür ve Sanat / Sağlık / Vejeteryanlık Sağlıklı mı? : 28 Haziran 2009, 23:18:38
Vejeteryan beslenmenin avantajları olduğu kadar dezavantajlarının da bilinmesi gerekir.
Et, balık ve kümes hayvanlarını tüketmeyenlere; süt ürünleri, yumurta gibi besinleri ise tercihli tüketenlere vejeteryan denir. Vejeteryan beslenmenin sağlık açısından avantajları olduğu kadar dezavantajlarının da olduğunun bilinmesi gerekir. Peki bu avantajlar veya dezavantajlar neler? Vejeteryan beslenmeyi hayat biçimi haline getirenler nelere dikkat etmeli? İşte yanıtlar...
Anadolu Sağlık Merkezi�nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Aytaç Ak'ın verdiği bilgilere göre, vejeteryanlar 3 ana gruba ayrılır;
Lakto-Ovo vejetaryenler: Hayvan eti tavuk, balık, kırmızı et yemezler ancak yumurta ve süt ürünlerini tüketirler. Vejeteryanların yüzde 80-90�ı bu grubu oluşturur.
Lakto vejetaryenler: Hayvan eti yemedikleri gibi yumurta, süt, yoğurt da tüketmezler.   
Veganlar: Katı vejeteryan bu olan grup et, süt, yumurta tüketmedikleri gibi hayvansal   hiçbir besin maddesini tüketmezler. Bal, dondurma, yoğurt, muhallebi gibi hayvansal  ürünlerden yapılan besin maddeleri bu tür vejeteryanların yasakları arasındadır.
Bu üç ana grubun dışında, ovo-vejetaryen (süt tüketmeyip, yumurta yiyen), pesketaryen (hayvan eti olarak sadece balık tüketen) veya semi-vejetaryen (kırmızı et değil de beyazı tüketen) gibi değişik gruplar da bulunmaktadır.

Vejeteryan Beslenme Sağlıklı mı?

Vejeteryan beslenmeyi tek başına iyi veya kötü olarak nitelemek doğru değildir. Avantajlarını, riskli durumlarını iyi analiz etmek, eksikliği olması muhtemel besin  maddelerini iyi bilmek gerekir. Vejeteryan beslenenlerin yaşam sürelerinin daha uzun  olduğunu gösteren birçok araştırma bulunmaktadır.
Sık görülen hastalıklar için vejeteryanlığı değerlendirirsek; kanser hastalığı açısından değerlendirildiğinde; vejeteryan beslenenlerin daha az kanser olduğuna dair araştırmalar mevcuttur. Et içindeki homosistein, pişirme şekilleri ile okside olan yağ asitleri birçok kansere sebep oksidan madde et tüketimi ile alınmış olur. Hayvanlara  verilen hormonlar, antibiyotikler, kimyasal besin bileşikleri hayvanların otlaklardan aldığı kimyasallar, etin kanserojen yükünü anlamlı derecede artırır. Ayrıca salam, sosis, sucuk gibi nitrat koyularak yapılan besinler kanserojen besinlerdir.
Vejeteryanlar hem bu oksidan maddeleri almadıkları gibi anti oksidan E vitamini, C  vitamini, karotenoidler, biyoflavonoidler alımları oldukça yüksektir. Bu maddeler kanseri  engelleyen besin maddeleridir.
En sık ölüme neden olan kalp damar hastalıkları yönünden de vejeteryan beslenmek  avantajlıdır. Kalp damar hastalığının en önemli risk kan değeri olan LDL kolesterolün (kötü kolesterol) vejeteryanlarda oldukça düşük olduğu önemli araştırmalarda gösterilmiştir. Vejeteryan diyetindeki hayvansal doymuş yağ oranının az alımı, homosistein alınmaması, posa, antioksidanların yüksek tüketilmesi bunun en önemli nedenlerindendir.
Ayrıca vejeteryan olanlarda daha az şişmanlık, diş çürümesi görüldüğünü söyleyen   araştırmalar da mevcuttur.

Vejeteryanlığın Sakıncaları Var mı?

Vejeteryan beslenmenin avantajları kadar riskleri de vardır. Öncelikle değerlendirilmesi gereken bu hastalıklarda et tüketiminin katkısı olduğu ama bu katkının etin doğal içeriğinden çok hayvanların büyütülmesi, etin işlenmesi ve pişirilmesine kadar geçen süreçte gerçekleştirilen uygulamalardır.
İyi planlanmamış bir vejeteryan diyetinde et ve süt önemli derecede bulunan Fe,   riboflamin, B12, protein, kalsiyum, çinko gibi besin öğeleri eksikliği görülebilir. Bu da bazı risk grupları için tehlikelidir. Bu risk grubuna hamileler, bebekler ve çocuklar girer.

Vejeteryan Olanlar Ne Yapmalı?

Vejeteryansanız öncelikle kan sayımı (hemogram) ile kanınızı bir kez değerlendirtmelisiniz. Bu değerlendirmede demir eksikliği ve B12 bağlı anemi görülecektir. B12 vitamini sadece ette bulunur ve eksikliği unutkanlığa ve sinir sistemi hastalıklarına neden olur. Bu nedenle bir vejetaryan idrarındaki metil-malonik aside baktırarak kendisinde böyle bir eksiklik bulunup bulunmadığını kontrol ettirmelidir. Vegan tarzı vejeteryanlar ise bu analize gerek duymadan B12 vitamin suplamentleri başlamalıdır.
Eğer halsizlik, yorgunluk, saç kaybı, deri döküntüleri, tırnak kırıkları, sık  sık  hastalanma, dudak�cilt  lezyonları var ise ve vejeteryansanız bir uzmana danışmanız  önerilir.
Sayfa: [1]
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.197 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu