matRuSHka
mrs.cLown
Eski Üye
   
Karma +1/-0
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1580
~mr.cLown~ my all..
blog var
( 0)
|
 |
« : 01 Eylül 2009, 20:20:25 » |
|
Heloise’den Abelard’a
Elin... Elin değmiş bu mektuba. Teşekkür ederim; bana yazmamışsın ama.. Elbette tanıdım yazını; değişmemiş hiç. Değişen bir şey olmadı zaten, acı bile aynı acı. Bana gönderilmemiş ama, mektubu ben okudum Utanmadım, kimseye de ihanet etmedim. Suskun geçen bunca yıldan sonra, hesap verecek değildim. Şimdi de vermeyeceğim. Elin değimiş bu mektuba! Aşık olduğum elin. O aşka susamışım. Hakkım var o elin yazdığı mektubu açmaya.
Merakım cezasını buldu işte. Nerden bilirdim her satırda adımı okuyacağımı? Uzun bahtsızlığımızın kısa hikayesini yazdığını nasıl tahmin ederdim? Düşünüyordum, hatta korkuyordum, uzun süren suskunluğun ya benden çalınmış huzursa, ya beni unutacak kadar güçlenmişsen... Oysa ancak anılara teslim olmayacak kadardı benim gücüm. On yıldır dökemediğim gözyaşlarımdır delilim. Nasıl bilebilirdim, seninde hala acı çektiğini, tıpkı benim gibi? Erkeksin sen, akıllı, nitelikli. Tüm hristiyanlık bir leşse, dolduramaz yerini. Kendimi avutuyordum o bir erkek diyordum. Senden beklememeliydim, bendeki duygusallığı. Biliyor musun, başım göğe ererdi sana bakarken. Sanki bende olmayan her şey sende vardı. Sanıyordum ki, tüm acıları geride bırakacak kadar güçlüsün. Yanılmışım... Zayıflıktan değil acıların. Öylesine güçlüsün ki, göz göze yaşıyorsun acılarla. Sakınmıyorsun, gözlerini kaçırmıyorsun onlardan.
Istırabın duruyor önümde satır satır, hem de el yazınla. - Ah, Abelard! Dokunuşlarını bana taşıyan o kağıdı, o mürekkebi nasıl seviyorum...- O kör yıllar boyunca sakladığım acı çıkıyor yüreğimden, karşıma dikiliyor; bakıyorum: Aynı yaşlardayız onunla, boyumuz bosumuz aynı. Tepeden tırnağa ben’im bu acı. Artık saklayamıyorsam onu kendimden, nasıl saklarım, bir zamanlar bütün varlığımla teslim olduğum senden? - Bir zamanlar... nasıl iç burkuyor bu sözler...- Bir zamanlar, gövdesini gövdeme kattığım birine, rol mü yapayım, ketum mu davranayım? Gecenin doruklarında dört nala koşturmuştuk bedenlerimizi, daha da doruklara çıkmıştık doğan güneşlerle.
Biliyorum böyle yazmasa gerek benim gibi bir rahibe. Özür diliyorum, ama yazan rahibe değil. Örtüldük tepeden tırnağa, ama kadınız biz. Bu örtünün altındaki de Heloise, her dişiden daha fazla dişi. Ve aşk... Ona bir Abelard öğretisi. Yalnızca kendime acımıyorum; Tüm varlığım acıdan kıvransa da, merhametim biraz da sana.
Hiç bir şey unutturamaz bana yazıların yüzünden çektiklerini. Nasıl da zalim bu anılar... Unutamıyorum dehanın nasıl ödüllendirildiğini? Hasetle ve kötülükle! Unutamıyorum çalışmalarının lanetlenişini, yakılarak alevler içinde... Mısralarının kafasız kafalarca nasıl aşağılandığını, nasıl da kafir denildiğini sana... unutabilir miyim? Sonunda fırlatıp attılar seni dünyanın dışına. Küçücük bir manastır kurdun kadınlara, asını “Sığınak” koydun. Ne iğrenç lekeler sürdüler amacına... Huzur ararken kendin de manastıra kapanınca, nasıl attılar seni aralarından, kardeş deyip bağrına Atarlar elbette! Sıradan olduklarını hatırlıyorlardı seni gördüklerinde. Mektubun bütün bunları bir daha yaşattı bana. Okurken gözyaşları döktüm senin için. Ah, keşke hiç yazmasaydın... Nicedir içimde topladığım bir damlacık güç kayboldu işte. Her yazdığını bizi tüketen ağıraksak ölümü yaşayarak okudum. Sevdalılar gözleriyle tadarlar ısıtırapları. Ben de gözlerimle kavramıştım acını. Dayım yok ettirdikten sonra erkekliğini, hani, çekip gittin ya... Peşine taktım gözlerimi. Beni burada bıraktığında da öyle. Şimdi aynı gözlerle satır satır acını okuyorum. O gözlerin yaş dökmesi garip mi? Yanılma, merhamet değil istediğim. Belki yazarsın bana diye yazıyorum yalnızca. Zulmetme bana, reddetme beni. Senden başka kimselerin veremeyeceği dermanı yolla: Bir mektup... Bu kez senden bana. Bırak, sana ait her şeye, sadakatle üzüleyim. Bahtsızlıkta olsa, herşeyi bileyim. İç çekişlerim karışırsa seninkilere, Belki ikimizinde acısı hafifleyecektir, Ne dersin?
İçimden hiç gelmiyor ama, sen istersen, mektubumu şöyle de bitirebilirim: Sonsuza kadar, elveda...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
[[bir déli düzeni bu akıllı masalında..!]]
|
|
|
matRuSHka
mrs.cLown
Eski Üye
   
Karma +1/-0
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1580
~mr.cLown~ my all..
blog var
( 0)
|
 |
« Yanıtla #1 : 01 Eylül 2009, 20:21:13 » |
|
Vanya dayı
SONYA - Ne yapabiliriz? Yaşamak gerek! (Bir sessizlik) Yaşayacağız Vanya Dayı. Çok uzun günlet, boğucu akşamlar geçireceğiz. Alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız. Bugün de, yaşlılığımızda da, dinlenmek bilmeden, başkaları için çalışıp didineceğiz. Ecel saati gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orada, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık diyeceğiz... Ve Tanrı acıyacak bize ve biz seninle, canım dayıcığım, parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve buradaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoşgörüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz... İnanıyorum buna dayıcığım, bütün kalbimle, tutkuyla inanıyorum... (Voynitski'nin önünde diz çöker ve başını onun avuçlarına koyar. Yorgun bir sesle tekrar eder.) Dinleneceğiz! Dinleneceğiz! Melekleri dinleyeceğiz, elmaslar gibi yıldızlarla kaplı gökleri göreceğiz. Dünyanın tüm kötülüklerinin, tüm acılarımızın, dünyayı baştan başa kaplayacak olan merhametin önünde silinip gittiğini göreceğiz ve hayatımız bir okşayış gibi dingin, yumuşak, tatlı olacak. İnanıyorum, inanıyorum buna. (Dayısının gözyaşlarını mendiliyle kurular.) Zavallı, zavallı Vanya Dayı, ağlıyorsun... (Gözyaşları arasından) Hayatında mutluluğu tadamadın, ama bekle Vanya Dayı, bekle... Dinleneceğiz.... (Kucaklar onu.) Dinleneceğiz! Dinleneceğiz
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
[[bir déli düzeni bu akıllı masalında..!]]
|
|
|
matRuSHka
mrs.cLown
Eski Üye
   
Karma +1/-0
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1580
~mr.cLown~ my all..
blog var
( 0)
|
 |
« Yanıtla #2 : 01 Eylül 2009, 20:22:11 » |
|
ATOSSA
Oğlum orduyu donatıp Yunaneli'ni yakıp yıkma sevdasıyla gitti gideli düşler görüyorum geceleri. Ama hiçbiri dünkü gibi açık değildi. Dinle!Güzel fistanlara bürünmüş iki kadın belirdi gözlerimin önünde. Biri Pers zevkiyle giyinmiş biri Dor. Uzun boylar, kusursuz güzellikleriyle gölgede bırakırlardı bugünküleri. İki kız kardeşti bunlar, bir soydan. Birinin yurdu ama Hellas'tı öbürünün barbar ülkesi talihlerince. Düşümde bakıyorum bir anlaşmazlık çıkmış aralarında. Oğlumda sindirmek istedi onları savaş arabalarına koşmaya kalktı ikisini de geçirip koşumları boyunlarından. Biri boyun eğdi, uysalca kendi uzattı ağzını geme. Öbürü ise çırpındı, ayak diredi. Sonra iki eliyle kavrayıp koşumlar kopuverdi , savurdu gitti arabayı, dizgin gem dinlemedi, boyunduruğu da böldü ikiye Yere düştü oğlum. O zaman işte babası Darins belirdi yanı başında. Ona bakıyordu acıyla. Atasını görüp Serhas paraladı üstündeki giysileri. İşte dün gece gördüğüm düş . Sonra uyandım temiz bir kaynakta yıkadım ellerimi, armağanlar derip sunağa vardım, sundum adağımı koruyucu tanrılara gerektiği gibi. Yine Foibos ocağına süzülen bir kartal görüyorum. Ben korkudan dilsiz kalmışım öyle dostlar. Derken bir atmaca çullanıyor kartalın üstüne çevik kanatları pençeleriyle kafasını yolup kel ediyor. O da ürkmüş, büzülüp bırakıyor kendini. Bu düş kaygılandırdı beni. İşittiniz siz de, korkmuş olmanız gerek. Ancak, iyi bilirsiniz ki , oğlum üstesinden gelirse bu işin, seçkin bir kahraman olacak. Kötü olursa sonuç, kente karşı hesap vermekle sorumlu değil. Sağ salim dönsün yeter, bu ülkeye yine o buyuracak.
Persler Aiskhylos Türkçesi : Güngör Dilmen
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
[[bir déli düzeni bu akıllı masalında..!]]
|
|
|
matRuSHka
mrs.cLown
Eski Üye
   
Karma +1/-0
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1580
~mr.cLown~ my all..
blog var
( 0)
|
 |
« Yanıtla #3 : 01 Eylül 2009, 20:23:11 » |
|
Oyunu Adı: Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü
Yazan: Federico G. Lorca
Çeviren: Memet Fuat
SİVRİSİNEK – Bayanlar, bir de baylar! Dinleyin hele! Küçük, delikanlı, kapa çeneni... sen de, küçük hanım, otur yerine, yoksa öyle bir pataklarım ki seni, yerinden bile kıpırdayamazsın bir daha! Susun, sessizlik babasının evindeymiş gibi dolaşsın dursun. Susun, susun da son söylenen sözlerin tatlı kalıntıları süzüle süzüle suyun dibine otursun. (Bir davul sesi.) Ben, bir de benim bu kumpanyam ta eskiden, soylu kişilerin tiyatrosundan kalmayız; kontların, markizlerin tiyatrosundan; altınlar, aynalar tiyatrosu; hani şu soylu bayların uyumaya geldiği, soylu bayanların da... onların da uyumaya geldiği... Beni, bir de benim bu kumpanyamı kapatıp üstümüze kilidi basmışlardı. Neler çektik, bilemezsiniz. Ama bir gün ben anahtar deliğine gözümü uydurdum, ışıkta taze menekşe gibi titreyen bir yıldız gördüm. Zorladım, dayandım, sonuna kadar açtım gözümü... çünkü rüzgar delikten içeri parmağını sokmuş, gözümü kapatayım diye dürtüp duruyordu... o yıldızın altından, cici kayıkların yol sürdüğü geniş bir ırmak bana bakıp gülümsedi. Söyledim arkadaşlarıma, tarlalardan, çayırlardan koşa koşa kaçtık, basit insanları, soylu olmayan kişileri aradık; onlara belki gösterebiliriz diye şeyleri, küçük şeyleri, küçük, minik işlerini dünyanın; dağlardaki yeşil ayların altında, kıyılardaki gül rengi ayların altında. Eh, şimdi de ay yükseldiğine, ateşböcekleri ufacık mağaralarına çekildiklerine göre, "Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü" adlı oyunumuza başlayabiliriz. Kaba Cristobita'nın tersliklerine, yaratacağı üzüntülere, Dona Rosita'nın çekeceği acılara hazırlayın kendinizi; yalnızca bir kadın değil Dona Rosita, donmuş suların üzerinde uçan bir yağmurkuşu, dokunsan kırılıverecek, küçücük bir ispinoz; onun çekeceği acılara ağlamaya hazırlanın. Hadi, başlayalım öyleyse! (Çıkmasıyla girmesi bir olur.) Gel, şimdi... ÇAL!... RÜZGAR GİBİ ES!... şu merak dolu yüzleri yala geç; al götür iç çekişlerini dağların ardına; sevgilisiz küçük kızların gözlerinde birken yaşları kurut!
(Müzik)
Dört küçük yaprağı vardı ağacımın da rüzgar... aldı götürdü.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
[[bir déli düzeni bu akıllı masalında..!]]
|
|
|
matRuSHka
mrs.cLown
Eski Üye
   
Karma +1/-0
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1580
~mr.cLown~ my all..
blog var
( 0)
|
 |
« Yanıtla #4 : 01 Eylül 2009, 20:24:02 » |
|
FEDERİCO GARCİA LORKA- KANLI DÜĞÜN
Gelin:Bırak vursun.Beni öldürsün diye geldim buraya,beni onlarla birlikte kaldırsınlar diye. Ama onun elleriyle değil, kancalarla, orakla, hem de zor kullanarak, kemiklerimi kırasıya. Bırak vursun!Bilsin ki ben temizim; bilsin ki ben çılgın olabilirim, ama göğüslerinin aklığını hiçbir erkeğe açmamış bir kız olarak gömebilirler beni. Ötekiyle kaçtım.Kaçtım! Sen olsan sen de giderdin.İçi dışı yarayla dolu, arzudan yanıp tutuşan bir kadındım ben; oğlunda kendisinden çocuklar, toprak,sağlık umduğum bir avuç suydu; ama öteki, çalılıklarla tıkalı,karanlık bir ırmaktı,sazlarının fısıltısını,mırıltılı türküsünü getiriyordu bana.Soğuk sudan bir küçük çocuğa benzeyen oğluna uydum ben de;ötekiyse, yüzlerce kuş saldı üstüme, bu kuşlar yolumu tuttular,beyaz beyaz kırağı bıraktılar yaralarımın üzerinde, zavallı,sararıp solmuş bir kadının,ateşle okşanmış bir kızın yaraları üzerinde. İstemezdim, unutma ki , bende istemezdim!Oğlun benim yazgımdı, ona ihanet etmiş değilim ;ama ötekinin kolu, denizin çekmesi boğanın itmesi gibi sürüklüyordu beni,her zamanda sürükleyecekti, her zaman, her zaman;kocamış bir kadın olsam da,oğullarımın oğulları saçlarımdan tutsa da! Sus! Sus! Al öcünü, işte karşındayım! Bak boynum ne yumuşak; bahçendeki bir yıldız çiçeğini koparmaktan daha az zahmet ister. Ama onurumla oynama! Temizim ben, yeni doğmuş bir kız kadar temiz. Sana bunu ispat edecek kadar da güçlü.Yak ateşi,elimizi içine sokalım;sen, oğlun adına,ben de vücudum adına. Elini ilk çeken sen olacaksın.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
[[bir déli düzeni bu akıllı masalında..!]]
|
|
|
|