[Toplam Mesaj Sayısı: 31143] - [Toplam Konu Sayısı: 5750] - [Toplam Uye Sayısı: 680]
16 Mart 2010, 11:38:04 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu : varoluş felsefesi [egzistensiyalizm] Cevap Sayısı : 2 cevap var
Okunma Sayısı : 95 defa 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: varoluş felsefesi [egzistensiyalizm]  (Okunma Sayısı 95 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
matRuSHka
mrs.cLown
Eski Üye
*****

Karma +1/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1580


~mr.cLown~ my all..

blog var (0)

Üyelik Bilgileri
« : 02 Ağustos 2009, 04:43:48 »

Varoluşçu felsefe düşüncesini temel olarak alan bütün düşünsel uğraşılara verilen ad. Danimarkalı düşünür Kierkegaard’ın büyük ölçüde başlattığı, aynı zamanda felsefenin öteden beri ele aldığı sorunları kökten yenilemeye çalışan, günümüz Avrupa’sının bir çok düşünürünün yaşattığı akım.

Varoluş felsefesinde, varlık sorunu insan olma sorunuyla bir bağlantı içine getirilir; bunun yanında felsefe yapmanın kaynağı olarak insan, varoluşu, sonluluğu, zamana bağlı oluşu ve tarihselliği içinde, yeni-bir düşünme tutumu ile ele alınır; özellikle insan varoluşunun anlamı söz konusudur. Varoluşçuluk dünyada bulunan insan varoluşundan kalkarak onu kendine yabancılaşmadan kurtarmayı ister; özgürlüğü içinde insanın varoluşu ve insanın kendini ger. çekleştirmesi söz konusudur bu felsefede.

1- Fransa’da bir felsefe – edebiyat akımı olarak biçim almıştır. Başlıca temsilcisi J. P. Sartre’a göre: “Varoluş özden önce gelir.” ve her bir kimseye bir öz kazandırmayı sağlayacak özgürlükle özdeştir; “İnsan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur.” İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin elverdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur.

(Fransa’da başka temsilcileri: A, Camus, Merlaeu-Ponty, Simone de Beauvoir); Hıristiyan varoluşçuluğun başlıca temsilcisi: Gabriel Marcel.

2- Almanya’daki başlıca temsilcileri: Martin Heidegger ve Karl Jaspers. Heidegger’e göre “İnsanın özü varoluşundadır.” yani “dünyada-olma”sındadır. Yalnızca insan “gerçek varoluş”tur. Çünkü yalnız insan var olanın (kendisinin) sınırlarını aşıp varlığa adım atabilir. Yalnız insan var olan olarak kalmaz, kendini var olan olarak anlayabilir: bütün öteki şeyleri anlayabilmesinin temeli de budur. Böyle olunca varlıkbilim bütün öteki bilimlerin dayanağıdır; Heidegger ağırlık özeği ahlak felsefesi ve insanbilim ile ilgili sorunlar olan her varoluşçu felsefenin karşısına bilinçli olarak bir varoluşçu varlıkbilim koymak ister; böylece varlığı var- oluşta arayarak felsefenin temel sorunu olan varlık felsefesine dönmüş olur. Varlığın (Sein) araştırılması gereken yer varoluştur (Existenz). İnsanın özü varoluşunda olduğuna göre, varoluştan kalkarak varlık sorusu yeniden düzenlenmelidir.

Ancak Heidegger bir varlıkbilim değil de, yalnızca ilerideki evrenşel varlıkbilime olanak sağlayacak bir hazırlık olmak üzere bir “temel varlıkbilim” (Fundamentalontologie) kurmak ister. Varoluş (Existenz) de Heidegger’e göre:İnsanın varlık sorusunu sormakla doğrudan doğruya bir bağlantı kurduğu kendi varlığıdır.

Buna karşılık Jaspers, her varlıkbilimde, varoluşsal olanın bir katılaşması ve yozlaşması tehlikesini görür; onun yöntemi varoluşu açma, aydınlığa çıkarma ( varoluş aydınlanması) yöntemidir; ama, kendi felsefesinin salt bir varoluş felsefesi olduğunu ileri sürmekle birlikte, kendisi de bilincin ötesine geçen (transsendens) bir fizikötesine yönelişiyle varoluş felsefesinin dışına çıkar.

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. En önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, Jean-Paul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche, Kierkegaard ve Husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır. Varoluşçuluk 4 temel fikri savunur:

1. Varoluş her zaman tek ve bireyseldir. Bu görüş bilinç, tin, us ve düşünceye öncelik veren idealizm biçimlerinin karşıtıdır.
2. Varoluş, öncelikle varoluş sorununu içinde taşır ve dolayısıyla varlık’ın anlamının araştırılmasını da içerir.
3. Varoluş insanın içinden bir tanesini seçebileceği bir olanaklar bütünüdür. Bu görüş her türlü gerekirciliğin karşıtıdır.
4. İnsanın önündeki olanaklar bütünü öteki insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinden oluştuğundan varoluş her zaman bir “dünyada var olma”dır. Bir başka deyişle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koşullandıran somut tarihsel bir durum içindedir.

Varoluşçuluğun etkileri çağdaş kültürün çeşitli alanlarında görüldü. Kierkegaard’ı izleyen Franz Kafka, Das Schools, Şato, Der Prozess, Dava adlı eserlerinde insanın varoluşunu bir türlü ulaşamadığı istikrarlı, güvenli ve parlak bir gerçeklik arayışı olarak betimledi. Çağdaş varoluşçuluğun özgün temaları, Sartre’ın oyunları ve romanlarında, Simone de Beauvoir’in yapıtlarında, Albert Camus’nün roman ve oyunlarında, özellikle de L’Homme Revolte (Başkaldıran İnsan) adlı denemesinde işlendi.

Bu akım (varoluşçuluk) önce 1927′de Alman düşünür Martin Heideger tarafından ortaya konmuştur. Daha sonra ikinci Dünya Savaşı yıllarında Fransız düşünür ve sanatçı Jean Paul Sartre tarafından geliştirilmiş ve edebiyata uygulanmıştır.

Egzistansiyalizm akımının geçmişi, gerçekte, eski Yunan felsefesine kadar uzanır. Descartes’in “Düşünüyorum öyleyse varım” düşüncesine dayanır. Dadaizm gibi bir bunalım edebiyatıdır. İkinci Dünya Savaşında, İnsanlığın neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı, bütün değer sis­temlerinin yıkıldığı karamsarlık ve umutsuzluk ko­şullarında kendine uygun ortam bulmuştur. Egzistansiyalizm akımına göre “var oluş” insanın maddi özün­den önce gelir. İnsan dünyaya gelip var olduktan sonra kendi özünü, değerlerini yaratır. Bu süreçte insana yol gösterecek olan, yine kendisidir. Bu nedenle özgür olmak zorundadır. Bunalımlarının kaynağı, insanın Özünü ve değerlerini yaratırken değişik seçeneklere karşı hissettiği sorumluluktur. Varoluşçu sanatçılar, çağından sorumludur. Top­lumun yön vermeli, toplumsal sorunlar karşısında duyarlı olmalı, siyasal yapıyla iç İçe olmalıdır. Egzistansiyalist eserlerde karakterler değil, belli durumlarda karşı karşıya kalmış insanlar vardır. Kahramanların belli karakterleri olmadığından ne yapacağı önceden düşünülemez. Okuyucu merakı sürekli uyanık kalır.
Kayıtlı

[[bir déli düzeni bu akıllı masalında..!]]
HanCer
Normal Üye
***

Karma +1/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 226


Kişiliksiz

blog var (0)

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 02 Ağustos 2009, 13:57:06 »

Varolabilmek için bir ''izleyen''e ihtiyaç mı duyar hep insan.
Yani birilerinin seni bilmesi mi gerekir.
Varolmanın koşulu bilinmek midir?
  Kimsenin hafızasında olmayanın kendine ait bir varlığı olabilir mi?

 Bu kıskacı anlamak zor.
Ya birilerinin içinde olacak (kalabalıklarda) ve zihin bulanıklığı içinde bir süre yaşayıp öleceksin.(Kendini kaybetmiş bi şekilde)
Ya da kendinin olacaksın - yalnız ---
Boşluk içinde salınıp duracaksın ve hiç - ölüm - yokluk.

 İnsanı korkutan ölüm mü yoksa unutulmak mı?
Yaşamayı sevdiren şey başkalarının zihninde varolmaya çalışmak mı?

 Bir insanın ''hafızasında'' kalmak mıdır varolmak.(hatırlanmak?)
Yoksa insan zaten hiç olmadı mı?
palavra mı herşey

''Düşünüyorum o halde varım'' sözü ne kadar dandik bi söz
''Düşünülüyorum o halde varım'' sözü ne kadar nedensiz - anlamsız - boşluk bi söz

  Tüm yollar yokoluşa çıkıyorsa eğer
İnsan neden varolduğunu düşünerek kendini kandırıyo.
Hem kibir de ne?
Kayıtlı

1. Piyade Eğt. Tugar Komutanlığı/ Manisa

Kalın Sağlıcakla.
HanCer
Normal Üye
***

Karma +1/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 226


Kişiliksiz

blog var (0)

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : 03 Ağustos 2009, 16:20:05 »

başkalarının zihninde yer etmeye çalışmak o insanı sömürmek değil midir?
Onun zihnine , aklına hükmetme biçimi değil midir.
Sevgi dediğimiz şey bir yoketme güdüsü değil midir?
Sevdiğin kişiye özgürlük veremezsin ki.

Açık açık dersin ki:

Herşeyinle senin sahibinim.CEllat ve  kurban gibi ?

Hatta belki de sevgi sözcüklerinin otopsisi şudur:

Kendime tapınacağım , tapınağım olur musun ?
Kayıtlı

1. Piyade Eğt. Tugar Komutanlığı/ Manisa

Kalın Sağlıcakla.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.077 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu